Archive for April, 2006

Sevgilerde

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.
Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı.

 Behçet Necatigil

Gitmek…

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey…
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle ”yanına almak istediği üç şey” falan yok.

Bir kendisi.

Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.

Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.

Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor.

Böyle gidiyor işte.
Bir yanımız ”kalk gidelim”,
öbür yanımız "otur” diyor.

”Otur” diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira.
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
güvende olma duygusu…

En kötüsü alışkanlık.

Alışkanlığın verdiği rahatlık,
monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.

Kalıyoruz.

Kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler…

Bir çocuk daha doğurmalar…

Borçlara girmeler…

İşi büyütmeler…

Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal, ben…

Kapıdaki Rex’i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
iki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki.. .

Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında.
Herkes onu, o herkesi seviyor.

Hangi birimizle gitsin?

”Sırtında yumurta küfesi olmak” diye bir deyim vardır ;
evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin.
Kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım.
İnadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.

Var tabii yapanlar. Ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek…
Bütçe, zaman, keyif… Denk olsa.
Gün içinde mesela…
Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün.

Sabah 09.00, akşam 18.00.

Sonra başka mecburiyetler.

Sıkışıp kaldık.

Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.

Bir ömür karşılığı bir ömür yani.

Ne saçma.

Bahar mıdır bizi bu hale getiren?

Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama
her bahar gitmek isterim.

Gittiğim olmadı hiç.

Ama olsun… İstemek de güzel.

 

Can Yücel

EN UZAK MESAFE

 En uzak mesafe:
Ne Afrika’dır,
Ne Çin,
Ne Hindistan,
Ne seyyareler,
Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan…
En uzak mesafe:
İki kafa arasındaki mesafedir,
Birbirini anlamayan…

Can Yücel

Come Come…

“Come, come again, whoever you are, come!
Heathen, fire worshipper or idolatrous, come!
Come even if you broke your penitence a hundred times,
Ours is the portal of hope, come as you are.”

Mevlana

Yeniliğe Doğru…

Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş
Dünle beraber gitti cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım
Mevlana

Merak

Merak
icimde bir merak
öyle bir merak ki
ölümümden bir ay sonra
bir güncük yasamak
ve
dostu düsmani
suc üstü yakalamak
.
Aziz Nesin
 

Hiçbir şey anlamadın!

Serüvene koşmak için trenler bekliyorsan,
Güneşi yakalayıp gözlerine yerleştirmek için,
Beyaz yelkenlerin gelip seni almalarını bekliyorsan,
Yarına inanmak için günbatımına,
İyi kalpli görünmek için zayıflığa,
Ve güçlü görünmek için öfkeye ihtiyacın varsa;
Demek ki,
Hiçbir şey anlamadın!
 

 

Jacques BREL

D.H. Lawrance’dan

Hiçbir şey için "Benimdir," deme

Sadece de ki; "Yanımdadır."

Çünkü ne altın, ne toprak,

Ne sevgili, ne hayat,

Ne ölüm, ne huzur, ne de keder,

Daima seninle kalmaz.

O Olmazsa Yasayamam

"O olmazsa yaşayamam" demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle O daha az sever seni, Senin O’nu sevdiğinden.

Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.

İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim" diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.

 

İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.

Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak…

Can YÜCEL

W. SHAKESPEARE’den

Iyi ol fakat cok iyi olma. Birazcik huysuz ol fakat cok degil.

 

Icinden geliyorsa dua et. Eger sana rahatlik veriyorsa arada bir küfür de et.

 

Etrafindakilere mümkün oldugunca dostça davran, müsfik ol. Eger bir gün kötü davranmani gerektirecek bir durum karsisinda kalirsan; bagir, çagir, kir, dök ve unut!

 

Her zaman ve her yerde eline geçen bütün saadeti yakala, en ufak bir parçanin bile kaçmasina izin verme.

 

Yaşa herseyden önce yaşa ve sirf tesadüfen bu dünyaya gelmis oldugun için, laf olsun diye günlerini geçirme.

 

Eger gerçek aski taniyacak kadar sansliysan; bütün kalbin, ruhun ve bedeninle sev!

 

Hayatini o sekilde yasa ki; her an kendi elini sikabilesin ve her gün faydali olan, hiç olmazsa bir sey yap ki; gecelerin yaklasirken örtüleri üzerine çekip kendi kendine “ben elimden geleni yaptim” diyebilesin.

 

Düsüncelerin neyse hayatin da odur. Hayatin gidisini degistirmek istiyorsan düsüncelerini degistir.

 

W. SHAKESPEARE